Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Kahveler ve Alıntılar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KAHVALTI SALONU 

KAHVALTI SALONU 

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bergama’nın eski kent merkezinin arka
sokaklarında, “Kahvaltı Salonu” yazılı tabelasıyla o küçücük dükkânı bulmam biraz zaman aldı. Açıkçası bir market ya da mandıra bekliyordum.
Öğle saatlerine yaklaşmıştı. İhtiyar bir adam dükkânın önündeki sandalyede oturuyordu. Beni şöyle bir süzüp,
“Kahvaltı mı istiyorsun?” diye sordu. Başımı salladım. Masalardan birine oturdum.
Titreyen elleriyle, sıcak süt, bal, kaymak, ekmek ve peynirden oluşan mütevazı bir kahvaltı hazırlayıp önüme bıraktı. Ardından yeniden kapının yanındaki sandalyesine oturdu.
Karnımı doyurduktan sonra camlı buzdolabını işaret ederek,
“Eski tip Bergama tulum peyniri arıyorum. ‘Varsa sende vardır’ dediler. ‘Sizde de yoksa hiç arama,’ diye de eklediler,” dedim.
Ayağa kalktı,
“Az bekle,” dedi ve dükkândan çıktı.
Tabelasından masa ve sandalyesine, pirinç kefeli döküm terazisinden buzdolabına kadar her eşyası geçmiş zamanlardan izler taşıyan bu köhne kahvaltı salonunda, on dakika kadar sonra ihtiyar tekrar göründü.
Yavaş adımlarla, kamburlaşmış sırtıyla getirdiği peynir kalıbını tezgâhtaki yağlı kâğıdın üzerine koydu. Oradan kestiği iki dilimi, bıçağının ucuyla tabağıma bıraktı. Yine tek kelime etmedi.
Aradığım peyniri bulmuştum. Hazır bulmuşken fazlaca almak istedim.
“Vakumlama imkânınız var mı?” diye sordum.
“Kaç kilo lazım?” dedi. Sonra ekledi: “Yarın bu saatlerde gel, al.”
İzmir’e devam edecektim ama peynir uğruna Bergama’da konaklamaya karar verdim.
Ertesi sabah erkenden dükkâna gittim. Sundurmada kahvaltılarını bitirmiş üç kişilik bir aile kalkmaya hazırlanıyordu. İçeride, ailenin babası olduğu anlaşılan sakallı, irice bir adam, bizim ihtiyarla hararetli bir tartışmaya girmişti.
Adam da benim gibi peyniri beğenmiş ve dolapta gördüğü kalıplardan satın almak istemişti. Ancak ihtiyar, “Onlar sahipli,” diyerek vermeyince adam öfkelenmişti.
Sesini yükseltti:
“Böyle esnaflık mı olur? Madem satmayacaksın, niye vitrine koyuyorsun?”
Araya girmek istedim. Ama ihtiyar, eliyle “sus” işareti yaparak karışmamı istemedi.
Aile hesabı ödedi. Adam bağıra çağıra söylenerek arabalarına binip uzaklaştı. İhtiyar, ardından öfkeyle bakıp kendi kendine söylendi:
“İnsan dediğin peynir misali… Sabırla helva olur ama kimsede sabır kalmadı. Kusuru da hep başkasında arıyorlar.”
Kahvaltı için hazırlık yaparken sordum:
“Neden karışmamı istemedin?”
İçerlemişti belli ki.
“Parayla her iş olur sanıyorlar. Ama önce hak edeceksin. Sen bir gün bekledin. Ben köye gidip akşamüstü getirdim o peyniri. Sabah da vakuma verdim. Şimdi hazıra konmak istiyorlar. Ne dedim adama? ‘Biri ayırttı. Akşamüstü uğra, almazsa veririm,’ dedim.”
Sonra başını salladı.
“İnsanın mayası şişkin olmaya görsün. Eline yüzüne bulaşır, rezil eder kendini.”
Gülümsedim.
“Az önce ‘İnsan dediğin peynir misali’ dedin. Ne demek bu?”
Sıcak sütü bardağa doldurup tabağın yanına koydu. Masanın karşı ucuna oturdu.
Çocukluğundan beri ata mesleği mandıracılık yaptığını, tüm ömrünün bu dükkânda geçtiğini ve ne öğrendiyse baba yadigârı bu dükkân sayesinde öğrendiğini anlattı.
Parmağıyla masaya damlayan sütü alıp elini havaya kaldırdı:
“Rahmetli dedem, her insanın dünyaya çiğ bir süt damlası olarak geldiğini söylerdi.”
“Dedeme küçükken sormuştum; ‘Süt nasıl peynire dönüşür?’ diye. ‘İnsan gibi,’ demişti. İnsan da önce ailede pişer, sonra toplumun içine karışır, mayalanır, olgunlaşır. Yoğurt olur, peynir olur.”
“Peki, maya nerede çalınıyor?” dedim.
“Dedem okuma yazma bilmezdi ama çok şey bilirdi. İnsan, içine doğduğu toprakla, iklimle, çevresiyle mayalanır. Kimliğini, kişiliğini oradan alır. Sonra da büyük bir tenekenin içinde bir kırıntıya dönüşür.”
“Peki ya sonra?” dedim.
“Büyüyünce öğrenirsin,” dermiş dedesi. “Ben büyüdüm ama o rahmetli oldu. Cevabını hiç veremedi. Belki de vermedi.”
Bir an sustu. Sonra devam etti:
“Peynirse hayat bizi yavaş yavaş tüketiyor olmalı. Kimimiz gençken, kimimiz olgunlaşınca yeniriz. Kimimiz tenekede direniriz ama sonuç değişmez. Hepimizin sonu aynı.”
Bu sırada köyden yaşlıca bir adam dükkâna girdi. Çay söyledi, oturdu. İhtiyar, onunla köyden konuştu. Az önceki adamı unutmuş, öfkesi geçmişti.
“İnsanın peynirle benzeştiğini anlatıyordun,” dedim yeniden.
Bir süre sustu, sokağa baktı. Sonra başını çevirdi:
“İnsan dediğin peynir misali… Hepsinin bir karakteri var.”
“Beyaz peynir mesela, yanına başka peynir istemez. İçe dönük, vurdumduymaz insan gibidir. Kaşar ise korkaktır, bulunduğu yere uyum sağlar. Kendini kalabalıkta unutturur.”
“Kimi peynir yumuşaktır, hemen dağılır. Bazı insanlar gibi… Bulaşmaya gelmez. Kimi ise gravyer gibi dik durur, güven verir. Eğlenceli olanlar da vardır; yemeğe lezzet katarlar. Bazısı öyle siliktir ki yediğinin peynir olduğunu bile anlamazsın.”
“Şu senin peşine düştüğün tulum peyniri var ya… Ege efesine benzer. Sözü dinlensin ister, başkaldırır. Peşinden koşturur. Ama o da aynı sütten gelir. Kimi kendini önemser, kimi heba eder.”
“İnsan değişir mi peki?” dedim.
“Elbette. Herkes yaş aldıkça değişir. Gençliğimdeki kavgacı halimi hatırladıkça utanırım. Orta yaşıma imrenirim.”
“Şimdi?” dedim.
“Şimdi, gereğinden fazla beklemiş, ekşimiş peynire benziyorum. Tadı hâlâ yerinde ama artık tüketilmeyi bekliyorum.”
Az sonra gelen müşterinin çay bardağını aldı. Adam cüzdanına yöneldi.
“Sonra verirsin,” dedi.
“Az önceki adama ‘mayası şişkin’ dedin. Ne demek o?” diye sordum.
“Bazı sütler güzel olur ama mayayı fazla kaçırırsan peynir erken kabarır. Dışı alımlı olur, içi berbattır. Olgunlaşmamıştır ama şişinmiştir. Şımarık, mızmız, içi çocuk kalmış yetişkinlere benzer.”
“Peki, hangi peynire dönüşeceğimize biz mi karar veriyoruz?”
“Yok… İçine doğduğun yer seni mayalar. Ama nasıl bir peynir olacağına olgunluk çaban karar verir. Neyse, çok konuştum. Hepsi hayat işte.”
Kahvaltımı bitirdiğimi görünce dolaptan vakumlanmış peynirleri çıkardı. Tarttı, kurşun kalemle fiyatları yazdı. Sonra torbaya yerleştirirken,
“Kahvaltı benden olsun,” dedi.
“Bu vakum işe yarıyor mu?” dedim.
“Eh, biraz. Ama ben vakumlanmış peyniri yaşlanmaya direnen insana benzetirim. Tenekeden çıkmışsın ama hâlâ hayattasın. Vazodaki çiçek gibisin.”
“Ne var bunda? Herkes uzun yaşamak ister.”
“İtirazım yok. Ama vakumun da bir şerefi var. Olgunlaşmadan vakuma girenlerin yaşlılığı çekilmez. Huysuz, mızmız ihtiyara dönerler.”
Sonra torbayı bir torbanın içine daha koyup elime tutuşturdu. Masayı topladı, lavaboya yöneldi.
İhtiyar peynirciyle vedalaştım. O ise yine kapının girişindeki beyaz sandalyeye oturmuştu. Uzaktan el salladım. Elini kaldırıp karşılık verdi.
Yola koyulduğumda güneş yükselmiş, İzmir yolu dolmuştu.
Yan koltukta duran peynir torbasına baktım. Dikiz aynasında kendime göz attım. İçimden “İyi ki bana bir benzetmede bulunmadı,” diye geçirdim. Sonra gülümsedim: Kendime yakışan bir peynir bulmaya çalıştım.
Ama sonra ihtiyarın o sözü geldi aklıma:
“Hepsi hayat işte.”

KAHVALTI SALONU 
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.