Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Kaygan Zemin
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİR İBRETLİK DERS…

BİR İBRETLİK DERS…

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Salona eli bağlı üç kişi getirildi,

sanık sırasına oturtuldular.

Mahkeme başkanı Saruhan Mebusu Mustafa Necati, sanıklardan

en yaşlısı olan,

ihtiyar köylüye sordu.

– Baba Adın ne?

Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü.

Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti.

Bu yüzden ilk yargılanıyordu.

İhtiyar ayağa kalktı.

– Hüsnü

– Baba adı ?

– Ramazan

-Nerelisin ?

– İnebolu’nun Çatal bucağından.

– Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin!

– Tövbe de Reis bey !

– Ben tövbe dedim, sen ne dersin ?

İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı.

Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı, kürsüye doğru salladı.

– Reis Bey, Reis Bey!..

Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın !.

– Neden ?

– Bu kağıtlar Balkan Harbin’de ve Çanakkale’de şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır.

İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey!

Salonda çıt yoktu.

Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.

Şaşkındılar. İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.

– Hele gel Reis Bey, yakın gel de,

şu kalbura dönmüş

göğsüme bak!

Bu gördüğün yaraları Makedonya’da Bulgar çeteleri ile döğüşürken aldım.

Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem.

Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen.

Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam.

Bunu böyle bil!

Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:

– Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?

– En son ilk kar düştüğünde gördüm.

Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde.

Ankara’ya selametlerken…

– Sonra hiç haber almadın mı?”

İhtiyar duraladı.

Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı.

Orada birilerinden, birilerinin bir şeyler söylemesinden

korkuyordu sanki.

Kararsızdı.

Bir süre sağına soluna baktı.

Sonra tükenmiş bir sesle başkana döndü:

– Diyecem diyecem, emme o itin ipini de ben çekecem!

Başkan gün görmüş geçirmiş bir tavırla sordu:

– Anlat bakalım baba!

– Askerin bazısı kandırılmış, başıbozuk olmuş dediler.

Askerden kaçanları ortalıkta görmüyorduk,

emme kulağımıza geliyordu.

Kaçaklar yakalanırım korkusuna evine ocağına gelmezmiş.

Kimi dağa çıkıp eşkiyalık edermiş. Kimi de bir kıyıya siner mektup yazıp evden para istermiş.

Bir ay önce bana da bir mektup geldi. Muhtar getirdi.

Hah dedim, oğlan askerden kaçtı para ister.

Benim okumam yazmam yok.

Utancımdan kimseye okutamadım.

Muhtar her önüne gelene demiş bana mektup geldiğini.

Ele güne bakamaz oldum.

Dünyaya kahrettim

eve kapandım.

İhtiyar eğildi, bağlı elleriyle yün çorabının arasından katlanmış bir kağıt çıkardı.

– Aha mektup bu !. Alın okuyun.

Nerdeyim diyorsa gidin yakalayın.

Asarken de ipini bana çektirin!

Mahkeme başkanı Mustafa Necati kağıdı açtı, okudu.

Birden yerinden fırladı, ağlayarak kürsüden indi.

İhtiyarın önüne geldi.

Boğuk sesiyle hıçkırdı..

– Baba bizi bağışla.

Küçük oğlun da İnönü’de şehit düşmüş. Sana gelen mektup askerlik şubesinin şehitlik ilmuhaberiymiş.

İhtiyar elini öpmek isteyen Mustafa Necati Bey’i durdurdu.

– VATAN SAĞ OLSUN!..

SİZ ASLANLARIM SAĞ OLUN!…

İhtiyar sessizce

ağlamaya başladı.

Çıplak ak kıllı göğsü körük gibi inip kalkıyor, kırışık yanaklarından süzülen gözyaşları sakallarının içinde kayboluyordu.

Vatan hainliği suçlamasından kurtulduğuna mı ağlıyordu, son oğlunu da yitirdiğine mi?

Kimse anlayamadı…

Ey Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları .. İşte bu vatan böyle kazanıldı, Cumhuriyet böyle kuruldu.

Sizin gücünüz yetmez

ATATÜRK’ÜN adını

Bu milletin kalbinden

silmeye

Ne de kurduğu

Türkiye

Cumhuriyeti Devleti’ni

yıkmaya.

SİZİN İŞİNİZ DE ZOR BE..

Kurduğu fabrikaları satıyorsunuz,

ÖLMÜYOR..

Adını statlardan, havaalanlardan kaldırıyorsunuz,..

ÖLMÜYOR..

Resmini ders kitaplardan çıkarıyorsunuz,..

ÖLMÜYOR..

Zaferlerini kutlamayı yasaklıyorsunuz..

ÖLMÜYOR ..

Onu ÖLDÜREMEDİKÇE,

siz ölüyosunuz kahrınızdan

yavaş yavaş..

Ah be Zübeyde Ana

Nasıl Bir Evlat Doğurdun ki…

Heykelinden Bile korkuyorlar …

Canlısını dünya yenemedi, ölüsünü 88 yıldır hainler yenemedi.

Atatürk’ü kalbimizden

silmeye gücünüz,

unutturmaya ömrünüz yetmez.

Her gün birinize..

Bir gün hepinize

Atatürk’e

Saygı duymayı öğreteceğiz……….

Bu vesileyle bu cennet vatanımızı canlarını vererek bize bırakan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bütün şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle ve şükran’la anıyoruz.

mekanları cennet, ruhları şad olsun …🙏I

 

BİR İBRETLİK DERS…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.