

Akrabasından birinin İzmir suikastinden hüküm giymiş olmasının hıncını yaşayan genç bir öğretmen, bu hıncın etkisi altında, Mustafa Kemal’e karşı çok ağır bir şiir kaleme alır. Önüne gelene de okur.
Mustafa Kemal hakkında çok ağır suçlamalarla dolu olan şiir savcıyı harekete geçirir.
Genç öğretmen suçunu inkâr etmez. Saçtığı zehirlerin kendisine ait olduğunu mahkemede yargıç önünde de itiraf eder ve hakaretten hapse mahkum olur.
Hal böyleyken, mahkumiyetinin ilk ayında, 1933’te Cumhuriyetin 10’uncu Yılı Affı imdadına yetişir ve hapisten çıkar.
Mesleğine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığına başvurur.
Olumsuz cevap alır. Danıştay’a gider.
Tayini hakkında herhangi bir kanuni sakınca kalmadığını öğrenince, tekrar Millî Eğitim Bakanlığına başvurusunu tekrarlar, şöyle bir yanıt alır. “Bakanlığımız sizi tekrar işe alma sorumluluğu taşımamaktadır”! Randevu alır ve bakanın karşısına çıkar. “Zorunlu hizmetim vardır, tekrar işime dönmek istiyorum” der. Milli Eğitim Bakanı da “sizi borcunuzu ödemekten muaf tutuyorum” şeklinde cevap verir. Genç öğretmen hiddetlenir, “benim borcum şahsınıza değil, devletedir. Siz devlet borçlarını atfetmek yetkisine sahip değilsiniz”.
Millî Eğitim Bakanı sakince cevap verir, “bakanlığımızca hakkınızda yapılacak başkaca bir işlem yoktur”.
Genç öğretmen sorar, “niçin?”
Millî Eğitim Bakanı genç öğretmene bakar ve “oğlum” der, suçun doğrudan doğruya Mustafa Kemal’in şahsına aittir. Ağır hakaret etmişsin. Biz kendi başımıza karar veremeyiz”!
Genç öğretmen kararlı bir şekilde “o halde” der, “bizzat Mustafa Kemal’e çıkacağım!
Millî Eğitim Bakanı süratle kapıya doğru ilerleyen genç öğretmene doğru seslenir, “dur gitme, dur, pek de inatçıymışsın. Bir çare düşünelim. Sen bir hafta sonra tekrar gel bana.”
Aradan kısa bir süre geçer. Yer Çankaya, Mustafa Kemal’in sofrası.
Millî Eğitim Bakanı Hikmet Bayur da sofrada, davetliler arasındadır. Bir ara fırsatını bulur, Mustafa Kemal Paşa’nın kulağına eğilir ve “Paşam” der, “hani hakkınızda ağır bir şiir yazmış olan genç bir öğretmen vardı ya, hatırladınız mı, aftan yararlandığı için, tekrar öğretmenliğe atanmasını istiyor”!
Atatürk şaşkın, “atanmasında kanuni bir sakınca mı var” diye sorar.
“Hayır Paşam.”
“O halde niçin bana soruyorsunuz?”
“İşlediği suç şahsınız hakkındadır da.”
“Aşk olsun sana, beni, şahsi garezim dolayısıyla yükümlülüklerin yerine getirilmesine engel olacak kadar egoist olarak mı görsün ? O genci hemen ilk açılacak yere atanmasını yaparsınız.
Atama hemen yapılır. Bu genç öğretmen yıllarca öğretmenlik yaparak genç nesiller yetiştiren, arkasında güzel eserler bırakan, yazar, şair Sabahattin Ali’dir..
