Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Kaygan Zemin
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DARAĞACI VE SARAY

DARAĞACI VE SARAY

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kaderin ipleri, 1960’ların sonunda, kadim İstanbul’un yorgun sokaklarında düğümlenmişti.

Zaman, sanki bir fırtına öncesinin sessizliğini taşıyordu. Ankara’nın bozkırından gelen bir delikanlı vardı; adı Deniz Gezmiş. Gözlerinde fırtınalı denizlerin hırçınlığı, kalbinde ise sömürülmemiş bir dünyanın düşü gizliydi.

Diğer yanda Kayseri’nin vakur sessizliğini taşıyan Abdullah Gül. İnancın ve geleneğin kalesi saydığı değerlerin nöbetindeydi.

​İstanbul Üniversitesi’nin taş duvarları, sadece ders notlarına değil, bir ulusun ikiye bölünmüş ruhuna da şahitlik ediyordu.

Biri Hukuk kürsüsünde adaleti sokaklarda aramayı seçen bir öğrenci lideri, diğeri İktisat koridorlarında nizam-ı alem düşleyen bir Akıncı…

​1968’in Temmuz sıcağı, sadece havayı değil, vicdanları da kavuruyordu. Boğaz’ın mavi sularına, bir hançer gibi saplanmıştı Amerikan 6. Filosu. Yanki postalları, İstanbul’un iffetini ve onurunu çiğnerken; Beyoğlu’nun ara sokaklarında emperyalizmin kirli gölgesi dolaşıyordu.

​İşte o an, tarih bir turnusol kağıdı gibi ayrıştı.

Bir yanda Nazım’ın çocukları, “Tam Bağımsız Türkiye” nidasıyla barikatlara koşuyor; diğer yanda Necip Fazıl’ın nesli, ideolojik bir kör dövüşün içinde hasmını yanlış yerde arıyordu.

Manşetler kan kusuyor, kışlalarda nefret ekiliyor, “Amerika’yı sevmeyen komünisttir” ezberleri zihinlere kazınıyordu.

Üniversite, barut kokulu bir rüyanın eşiğindeydi.

​O gün, iki grup karşı karşıya geldiğinde susan sadece akıldı. Taşlar havada uçuşurken aslında geleceğin umutları parçalanıyordu. Fikirlerin yerini alan sopalar, aslında aynı toprağın evlatlarını birbirine yabancılaştırıyordu. Okul duvarına asılan o keskin cümle “Faşistler Giremez“, Abdullah Gül’ün eğitim hayatına altı aylık bir perde çekerken, aslında bir kuşağın arasına aşılmaz duvarlar örüyordu.

Yıllar, acımasız bir rüzgar gibi geçti üzerinden bu toprakların. Zaman, her iki tarafa da farklı maskeler, farklı sonlar hazırlamıştı.

Denizler ve Fikir Kulüpleri, emperyalizmin dev gölgesine karşı birer kibrit çöpü gibi yandılar. Kimi işkence odalarında sessiz bir çığlık, kimi kör bir pusuda yarım kalmış bir şiir oldu.

6 Mayıs 1972 sabahında, üç fidan darağacında rüzgara karşı dururken; aslında bir kuşağın dürüstlüğü ve bağımsızlık tutkusu kurban ediliyordu.

Milli Türk Talebe Birliği, o günlerin genç akıncıları, devletin koridorlarında birer birer boy gösterdiler. Abdullah Gül devletin en zirvesine, Cumhurbaşkanlığı makamına yürüdü. Yanındaki yol arkadaşları bakanlık koltuklarını, meclis kürsülerini ve devletin anahtarlarını kuşandılar. Sistem, bir tarafa celladın ipini, diğer tarafa devletin mührünü layık görmüştü.

​​Bugün geriye bakıldığında, 54 yıl önce darağacına yürüyen o gençlerin son sözleri, bir kehanet gibi boşlukta asılı duruyor.

​”Türkiye’de gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar varsa, bunlar ancak Amerikan emperyalizmi ile iş yapan çıkarcılardır.”

Bu cümle bir tarafın trajik sonu ile diğer tarafın görkemli yükselişi arasındaki o derin, felsefi uçurumun adıdır. Bir yanda vatanı sevmenin bedelini canıyla ödeyenler, diğer yanda vatanı yönetmenin konforunu yaşayanlar…

​Tarih, sadece kazananların yazdığı bir masal değildir. Bazen de kaybedenlerin onurlu sessizliğinde saklı duran en büyük hakikattir.

DARAĞACI VE SARAY
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.