Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Mustafa ÇOBAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KOCA KARI DEĞİL “KOCA KARIA” İLACI

KOCA KARI DEĞİL “KOCA KARIA” İLACI

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Binlerce yıldır dilden dile gelen sözcük veya tabirlerin zamanla kulaktan kulağa değişime uğraması sık rastladığımız bir durumdur.

İşte böyle azizliğe uğramış olan bir tabir de “Koca karı ilaçları” deyimidir.

Bu tabirin aslı “Koca Karia”dır.

MÖ 5’nci yüzyıldı.

Aylardan Nisan.

Bahar, Akdeniz ile Ege’nin buluştuğu topraklara merhaba demişti.

Damıtılmış rüzgarlar binlerce otun ve çiçeğin aromalarından oluşan mis gibi bir koku yayıyordu havaya.

Knidoslular, bugün Deveboynu dediğimiz Kap Krio’da taze baharı kutluyordu.

Şarkılar söyleniyor, şiirler okunuyor, şaraplar içiliyordu.

Bir anda bir çığlık duyuldu.

Bir haykırış.

Knidos kralının kızıydı bu.

Yörenin en zehirli yılanı sokmuştu.

1,5 metre boyunda kurşuni renkli engerek.

Genç kız acı içinde yere yığıldı.

Güzeller güzeli bir kızdı.

Kralın en küçük kızı.

İki ablası yakın ülkelerin prensleriyle evlenip yuvadan ayrılmıştı.

Sarayın tek çocuğuydu.

O yüzden kralın canıydı.

Yüzü morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu.

Kan ter içindeydi.

Hemen hekimlere gösterildi.

Hekimler sonucu krala tek cümleyle özetlediler.

“Maalesef.”

Knidos prensesi ölecekti.

Genç kız öleceğine anlayınca babasına yalvarmaya başladı.

“Baba ne olur bir şeyler yap. Yaşamak istiyorum baba. Kurtar beni.”

O yalvardıkça, kral kahroluyordu.

Biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu.

Oysa ne kadar da iyilik yapmıştı.

Halkıyla ilgilenmiş, yoksullara yardım etmiş, hükmettiği topraklarda adaleti sağlamıştı.

Tanrılar neden onu cezalandırıyordu?

İsyan etti.

“Ey tanrılar, neden ben, neden kızım? Ne kötülük yaptık, hangi sözünüzü ezdik. Sizler bugünler için varsınız.  Yoksa!.. Yok musunuz?”

Tanrılardan ses yoktu.

Knidos prensesi ateşler içinde geçirdi geceyi.

Yüzü gözü şişmişti.

Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı.

Aynaya baktığında saçları bembeyazdı.

Hekimler genç kızın akşama kadar can vereceğini söylüyordu.

Kral kızının başında, Knidoslular da tapınaklarda dualar ediyordu.

O anda bir haber getirdiler.

“Kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor.”

Kral, “hemen alın içeri” dedi, “hemen”

Aldılar.

Simi’den gelen bir balıkçıydı.

Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü.

Hemen, boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı, içindeki merhemi genç kızın tüm bedenine sürdü.

“Üzülmeyin kralım” dedi, “kızınız ölmeyecek, Şişlikleri yarın inecek, ertesi gün de ayağa kalkacak.”

Simili balıkçı bu merhemi kendisi gibi balıkçı olan dedesinden öğrenmişti.

Yörenin endemik otlarıyla yosun karışımı bir merhemdi.

Çok zehirli balıkların soktuğu insanlarda kullanmışlar ve onları kurtarmışlardı.

Bir keresinde Simi koylarında denize giren bir soyluyu, kuyruğunda iğne gibi bir kemik olan çok zehirli bir balık sokmuştu.

O balık bu denizlerin en zehirlisiydi.

Bu merhem onu bile kurtarmıştı.

Ertesi gün balıkçının dediği oldu.

Genç kızın şişlikleri indi, ateşi düştü.

Artık o narin bedeni titremiyordu.

Bir sonraki gün ise tamamen iyileşti, ayağa kalktı.

Kızıyla birlikte Knidos kralı da hayata dönmüştü.

Hemen talimat verdi.

“Balıkçıyı bulun, ailesiyle birlikte saraya getirin. Artık burada kalacak.”

Buldular.

Kral Simili balıkçıyı saray hekimleriyle tanıştırdı.

Ve ikinci talimatı verdi.

“Bu topraklardaki dağları, taşları, ormanları tarayın. Tüm çicekleri, otları bitkileri araştırın. Denizlerdeki yosunları inceleyin. İlaçlar yapın, insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek. “

Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı işte o gün atıldı.

Derler ki, tıbbın babası Hipokrat işte bu adımlardan yola çıktı.

Derler ki, tarihin ilk bilimsel farmakoloji merkezinin Anadolu’da kurulmasını nedeni işte bu Simili balıkçıdır.

Ve hatta derler ki, yüzlerce yıl Karia  İmparatorluğu’ nun topraklarıydı, bu şifa dolu topraklar. Karialılar şifalı otlardan yüzlerce ilaç yapıp, binlerce hasta iyileştirdiler.

İşte bu yüzden “Koca Karia İlacı” sözü yüz yıllardır Anadolu’da “Koca Karı İlacı” diye kullanılır.

(Alıntı)

KOCA KARI DEĞİL “KOCA KARIA” İLACI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.