Henüz Şanlıurfa Siverek’teki evlatlarımızın ve meslektaşlarımızın yaşadığı dehşetin sarsıntısını üzerimizden atamamışken, sadece bir gün sonra Kahramanmaraş’tan gelen benzer bir okul baskını haberiyle sarsıldık. İki gün üst üste yaşanan bu organize cinnet hali, artık münferit birer asayiş vakası değil, toplumsal bağışıklık sistemimizin çöktüğünün açık bir ihbarıdır. Yaklaşık 40 yıllık psikoloji, pedagoji ve sosyoloji birikimimle, bir “Modern Bilge” sorumluluğuyla ifade etmeliyim ki; okullarımızdaki bu kanlı silsile, milli güvenliğimizin ve aile yapımızın en büyük tehdididir.
Psikolojik İnceleme: “Kopyalanan Şiddet” ve Kolektif Travma
Siverek’te 14 Nisan’da yaşanan ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan o karanlık eylemin ardından, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta gerçekleşen baskın, psikolojide “taklitçi şiddet” (copycat violence) olarak adlandırdığımız riski gündeme getirmektedir. İlk saldırganın dijital mecralarda “Hazır olun” diyerek yarattığı o karanlık yankı, maalesef Maraş’taki benzer eğilimli zihinlerde bir “eylem tetikleyicisi” bulmuştur.
Burada karşımızdaki tablo, derin bir “aidiyet krizi” ve “narsisistik yaralanma”dır. Bu saldırganlar, kendi iç dünyalarındaki yıkımı, toplumun en savunmasız ve en kutsal yeri olan okula yansıtarak “görünür” olmaya çalışmaktadır. Siverek’teki failin intiharı, eylemin bir “nihilizm” (hiçlik) ve “yok oluş” mesajı taşıdığını gösterirken, peşi sıra gelen Maraş saldırısı bu karanlığın bulaşıcı olduğunu kanıtlamıştır. “Psikolojik Kintsugi” felsefesiyle, toplumun bu kırılan parçalarını tek tek ele almalı, yaralı ruhları altın değerindeki sabır ve terapiyle onarmalıyız. Aksi halde, bir gün sonra başka bir ilimizden gelecek haberin dehşetiyle yüzleşmek zorunda kalırız.
Pedagojik Yıkım: Güvenli Alanın İstilası
Pedagoji, güvenin olmadığı yerde nefes alamaz. Okul, çocuğun zihninde anne kucağından sonraki en güvenli sığınaktır. İki gün içinde iki farklı ilde bu sığınakların silahlarla işgal edilmesi, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin “temel güven duygusunu” kökünden sarsmıştır. Bir öğretmenin ders anlatırken, bir öğrencinin kalem tutarken kapıya korkuyla bakması, eğitim sistemimize indirilen en ağır darbedir.
Siverek’te rehin alınan yavrularımızın yaşadığı o dakikalar, sadece o anla sınırlı kalmayacak; yıllar sürecek bir post-travmatik stres bozukluğunun (PTSB) tohumlarını ekmiştir. Maraş’taki baskın ise bu travmayı “ulusal bir dehşete” dönüştürmüştür. Pedagojik açıdan artık “klasik rehberlik” dönemi bitmiştir; “kriz odaklı saha pedagojisi” ve okulların manevi/fiziksel zırhlanması dönemi başlamalıdır.
Sosyolojik Bir İkaz: Şiddetin Meşrulaşması ve İhmal Zinciri
Sosyolojik düzlemde, bu olaylar zinciri toplumdaki empati yoksunluğunun ve şiddetin bir “dil” haline gelmesinin sonucudur. Siverek’teki olayda 4 yöneticinin ihmal iddiasıyla görevden alınması, sistemdeki denetim boşluklarını göstermektedir. Ancak asıl boşluk, mahalle ve komşuluk kültürümüzdeki “birbirini kollama” duygusundaki aşınmadır.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi değerlerine bağlı şehirlerimizde bu tür vakaların art arda gelmesi, sosyolojik bir paradokstur. Bu durum, “Aileler Dağılmasın, Yuvalar Yıkılmasın” projemizin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Eğer aile içindeki çatışmaları “Sor-Çöz” metodolojisiyle medeni bir şekilde çözemezsek, sokağa taşan öfke en sonunda okul kapılarına dayanır. Sosyolojik olarak, “Aile Dizimi”ndeki bozulmalar, bugün okullarımızda “güvenlik dizimi” bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Milli ve Manevi Perspektif: Muallime Hürmetin İhyası
Milli ve manevi değerlerimiz, öğretmeni “can” sayar, okulu “mabet” bilir. Bir gün arayla yaşanan bu baskınlar, manevi kalemizin surlarında gedikler açıldığını fısıldıyor. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” medeniyetinden, öğretmene tüfek doğrultan bir noktaya savrulmak, sadece güvenlik güçlerinin değil, her bir ferdin vicdani meselesidir.
Maraş ve Siverek’teki saldırılar, manevi bir uyanışın fitili olmalıdır. Maneviyat, sadece bireysel bir huzur aracı değil, toplumsal bir barış kalkanıdır. Eğer biz gençlerimize “Köklerden Kanatlara” felsefesini aşılayamazsak; onları milli kimlikleri ve manevi değerleriyle donatamazsak, dışarıdan gelen her türlü yıkıcı fikir ve dürtüye açık hale gelirler.
Stratejik Çözüm Reçetesi ve Yol Haritası
Bu toplumsal yarayı sarmak ve okullarımızı yeniden “huzur adaları” haline getirmek için şu 5 aşamalı plan derhal uygulanmalıdır:
- Hukuki ve İdari Çelik Zırh: Okul baskınları ve eğitimciye şiddet, “terör suçu” ile eşdeğer tutulmalı, hiçbir iyi hal indirimi uygulanmamalıdır. Siverek’teki gibi ihmali görülen tüm sorumlular en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
- Yapay Zeka Destekli Erken Uyarı: Sosyal medyadaki “Hazır olun” gibi tehdit mesajlarını anında saptayacak bir dijital takip birimi kurulmalı, kolluk kuvvetleri ve psikologlar bu verilere dayanarak “önleyici müdahale” yapmalıdır.
- Hibrit Güvenlik ve Danışmanlık: Okullar hem profesyonel güvenlik sistemleriyle hem de okul bazlı “Aile Danışmanlık Birimleri” ile donatılmalıdır. Okul kapısından giren her “öfke”, daha silahlanmadan bir uzman tarafından karşılanmalıdır.
- Milli Seferberlik: “Eğitimde Barış Kuşağı”: Kahramanmaraş ve Şanlıurfa başta olmak üzere tüm illerimizde, veli ve öğrenciler için zorunlu “Öfke Yönetimi ve Sor-Çöz Atölyeleri” başlatılmalıdır.
- Manevi Rehabilitasyon: Şiddetin vurduğu bölgelerde, değerler eğitimini ve psikolojik desteği harmanlayan “Şifa Grupları” kurulmalıdır. Travmaya uğrayan 16 canımız ve Maraş’taki kardeşlerimiz için kesintisiz rehabilitasyon sağlanmalıdır.
Son söz olarak; 14 ve 15 Nisan 2026 tarihleri bizim için birer yas günü değil, silkinme günü olmalıdır. Şiddetin karanlığı, ne Siverek’in ne de Maraş’ın istikbalini karartamayacaktır. Bizler, “Modern Bilge”ler olarak, ilmin ve sevginin gücüyle bu kaosu durdurmaya kararlıyız.
Unutmayın; bir çocuğun elindeki kalem, her türlü silahtan daha güçlüdür; yeter ki o kalemi tutan eli korkuyla değil, umutla titretiyor olalım. Yaralılarımıza şifa, milletimize metanet diliyorum. Biz buradayız, okullarımızı ve geleceğimizi kimseye teslim etmeyeceğiz.



Siverek ve Maraş’tan gelen haberler gerçekten içimizi yaktı. ‘Taklitçi şiddet’ riskinden bahsetmeniz çok yerinde olmuş, medyanın bu olayları servis ederken çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Yazınızdaki çözüm önerilerine, özellikle de ‘Eğitimde Barış Kuşağı’ fikrine sonuna kadar katılıyorum. Okullarımızdaki bu şiddet sarmalını ancak milli ve manevi değerlerimizi modern pedagojiyle birleştirerek aşabiliriz.
40 yıllık birikiminizi bu kadar stratejik bir çözüm planına dönüştürmeniz çok değerli. Özellikle öğretmenlerin ‘temel güven duygusunun’ sarsılması noktası, üzerinde en çok durulması gereken hayati bir mesele.
Bahsettiğiniz ‘Sor-Çöz’ metodolojisini aileler olarak biz tam olarak nasıl uygulayabiliriz? Okullarda güvenlik artırılsa bile çocuklarımızın psikolojik sağlığını evde nasıl koruyacağımız konusunda daha fazla detaylı rehberlik bekliyoruz.
Yapay zeka destekli takip fikri kulağa hoş geliyor ama bunun ifade özgürlüğünü kısıtlamayacağından nasıl emin olabiliriz? Ayrıca sadece güvenlik önlemleriyle bu kadar derin toplumsal travmaların çözülebileceğine pek inanmıyorum.