Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Kahveler ve Alıntılar

SAİT FAİK

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Uzun bir boy, endamlı bir yapı, şişkin şakaklar üstünde kabarıklığı çoğalan saçlar… Galiba her rastladığı berbere girdiği için, hiçbir zaman iyi kesilmeyen saçlar…

Markası ne olursa olsun, başında iyi durduğu pek görülmeyen bir şapka..

Çıkık elmacıklı Türkmen yüzünde, akları daima kanlı, birer hülya penceresini andıran açık mavi gözler… Karşısındakini görüp görmediklerini pek kestiremeyen, dalgın bakışlar…

Geniş ağzında dudak yerine kayıtsız bir gülüş… İltifata, hiddete, siteme, eleştiriye aynı biçimde bir gülüş… Genç ve bol nafakalı olduğu halde, süse, giyim kuşama ehemmiyet vermeyen, kendine itinadan hoşlanmayan bir kimlik…

 

Kalenderdir. Gittiği yerde nereye denk gelirse oraya oturur. Sandalye, koltuk aramaz. Hiç yadırgamadan mesela bir masanın kenarına ilişir, şapkasını da dizine asıverir.

Sıkıntı veren bir iş yapmayı, güçlüğe, sıkıntıya katlanmayı sevmez. Etiketli yerlere girmez, bu hali, nefsine düşkünlüğünden, rahatını sevdiğinden değil, çekingenliğindendir. Hatta teklifsiz bir dost odasında, ayakta durmaya da katlanır. Yeter ki içinin ısındığı bir yer olsun.

Bu kalenderlik yazılarında olmasa da seçtiği konularda, işlediği tiplerde de göze çarpar.

 

Ünlü trençkotu ve kurşuni atkısıyla Sait Faik’in masası cebindedir. Zihin kuşlarını uçuşturan her şeyi, cebinde taşıdığı “bakkal defteri” dediği sarı yapraklı defterine eski Türkçe olarak geçirir. Bir park kanepesinde, bir meyhane masasında ya da dizlerinin üzerinde yazabilir! Bazılarının dediği, kendisinin de kabul ettiği gibi bir “avare”dir ancak öznel olanı toplumsal, toplumsal olanı bireysel kılan bir “avare”…

 

Bir dost sohbetinde, Sait Faik’in apolitik olmakla eleştirilip Orhan Kemal, Sabahattin Ali gibi yazamadığı, ilerici bir yazar olmadığı söylenir. Bu eleştiri karşısında ateş püskürür! Çocuksu bir heyecanla cebinden kalp biçimi bir gazlı çakmak çıkarıp bunları söyleyen kişinin burnuna dayar; “Bak! Bak bakalım! Nedir bu? Kimin bu çakmak? Orhan Kemal’in var mı böyle bir çakmağı? Kim göndermiş bana bu çakmağı ha?” diye resti çeker!

 

Çakmağı Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nden yollamıştır kendisine ve çakmağın üzerine de Balaban, Nazım Hikmet profilini işlemiştir.

Bununla da yetinmez. Nazım Hikmet’in “Saman Sarısı” şiirindeki bir kesiti okur:

“Kalamış’ta Balıkçının Meyhanesine girdim

ve Sait Faik’le tatlı tatlı konuşuyorduk

ben hapisten çıkalı bir ay olmuştu

onun karaciğeri sancılar içindeydi ve

dünya güzeldi!”

(SIDDIK AKBAYIR, “Sait Faik’ten Kesitler”, OT Dergisi, Mayıs 2025)

__________________________________

SAİT FAİK
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.