
MEYHANE SOFRALARININ KRALİÇESİ: MADAM DESPINA
1919 – 2006
Hazırlayan ✍️ : Dünya Gözüme Kaçtı
İstanbul’un göbeğinde, rakı kadehinin kenarında saklı bir zarafet varsa, o zarafetin adı muhtemelen Madam Despina’dır. Onun hikâyesi, yalnızca bir meyhane işletmecisinin değil; göçün, direnişin, kadın olmanın ve hafızalara kazınan bir kültürün hikâyesidir.
1919 yılında İmroz’da (bugünkü Gökçeada) dünyaya geldi. Henüz gençliğe adım atmadan ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Ama kader ona büyük bir yol ayrımı sundu: Ya ailesiyle birlikte karşı kıyıya, Yunanistan’a dönecekti ya da doğduğu adayı geride bırakıp İstanbul’un bilinmez sokaklarında kendi yolunu çizecekti. O, hayranı olduğu bu şehri seçti. İstanbul’da kaldı.
Hayat sahnesine ilk adımını Moda’daki “Teras Gazinosu”nda attı. O yıllarda yaptığı iş, misafirlerle ilgilenmek, servise yardımcı olmak ve atmosferin sıcak kalmasını sağlamaktı. Ancak Madam Despina’nın duruşu, zarafeti ve içtenliği sayesinde çevresinde kısa sürede bir hayran halkası oluştu. Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bu genç Rum kadını, 1946 yılında Gayrettepe’de ilk meyhanesini açarak hayalini gerçeğe dönüştürdü.
Yıllar içinde mekânı kamulaştırılınca yeniden rotasını çizdi. 1970’lerin ortasında, Kurtuluş semtinde Açıkyol Sokağı’nda yepyeni bir kapı açıldı: “Despina’nın Meyhanesi.” Bu kapıdan içeri girenler sadece meze ve rakı değil, bir geleneği, bir sıcaklığı ve adabıyla yoğrulmuş eski İstanbul’u tadardı.
Despina’nın meyhanesi, şatafattan uzaktı ama ruhu büyüktü. O, hiçbir müşterisine müşteri gözüyle bakmazdı. Her masaya uğrar, yüzünde hep o içten gülümsemesiyle “Bir arzunuz var mı paşalar, beyler, hanımlar?” diye sorardı. Mekânda masa ayırtmak isteyenlere “rezervasyon levhası” yerine boş şarap şişesi konurdu; eski İstanbul’un kendine has adetlerinden biri böylece yaşatılırdı.
Mezeleri sade ama lezzetliydi. Özellikle Rum pilakisi sıcak servis edilir, yaprak ciğeri dillerde dolanırdı. Saat akşam sekizi bulduğunda ise klasik Türk müziğiyle saz heyeti ortalığı doldururdu. Masalarda sohbetin tonu değişir, kadehler hüzünle ya da neşeyle tokuşturulurdu.
Despina, 1960’larda oto galerisi sahibi Artin Bey ile evlendi. Kısa bir süre meyhane hayatına ara verdi. Ancak eşinin vefatıyla birlikte yeniden doğduğunu söylemek abartı olmaz. Kurtuluş’taki mekânına döndüğünde bu kez sadece bir işletmeci değil, bir efsane olarak anılıyordu.
1990’da yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bir bacağını kaybetti ve meyhanesini devretmek zorunda kaldı. Ancak tek bir şartı vardı: Her şey olduğu gibi kalacaktı. Bu şartı yerine getiren Ercan Tekin, mekânı aynı özenle işletmeye devam etti.
2006 yılında hayata gözlerini yumduğunda, vasiyeti üzerine mezarı başında sevdiği şarkılar çalındı: “Bir hakikat anladım dünyada ben, her şey yalan…” ve ardından o meşhur şarkı: “Şimdi uzaklardasın.” Mezarı ise, onun çok sevdiği şarapla sulandı.
Madam Despina’nın ardından sadece bir meyhane kalmadı; bir gelenek, bir zarafet anlayışı, bir İstanbul hatırası kaldı. Bugün hâlâ Kurtuluş’ta onun adını taşıyan o mekânda yaşatılıyor.
&
Son olarak:
Madam Despina şarkılara bile konu olmuş. Sezen Aksu, Deliveren albümündeki “Yine mi çiçek” şarkısında Madam Despina’dan şöyle bahsediyor:(Bu bölüm Hürriyet Gazetesinden)
Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla
Yine mi güzeliz yine mi çiçek
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz yine mi çiçek
Hamdolsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare
Söz: Meral Okay
Müzik: Ara Dinkjian
Hazırlayan ✍️ : Dünya Gözüme Kaçtı


