Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Kahveler ve Alıntılar
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ÖNCESİ SONRASI

ÖNCESİ SONRASI

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Önce Öcalan, sonra partiler formatlandı!

26 Kasım 2025 ~ #ArslanBulut

AKP’nin federal sistem incelemeleri resmi olarak 2010 yılında ABD’de başladı. Gazeteci Yılmaz Polat, Ulus Dağı Yayınları arasında çıkan “CIA Pençesinde Açılım” adlı kitabının 163 ve 164’üncü sayfalarında aynen şu bilgileri vermişti:

“Abdullah Gül, 8 Ocak 2008’de Bush’a konuk oldu. Görüşmede, Kürt sorunu üzerinde durularak siyasi çözüm tartışıldı. Beyaz Saray görüşmede PKK ve siyasi çözüm yöntemlerinin ele alındığını bildirdi.

2006’da kamuoyuna yansımayan bir anlaşma da yapılmıştı ve o tarihten beri Kaliforniya Eyaleti Sacramento bölgesinden atanan bir Amerikalı savcı, Türk Adalet Bakanlığı’nda danışman olarak çalışıyordu.”

***

Mehmet Ali Şahin, Danıştay baskını sırasında Devlet Bakanı idi ve TBMM’de yaptığı konuşmada, “sürprizlere hazır olun” demişti. Başbakan Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bu tür olayların tamamından milliyetçileri veya ulusalcıları sorumlu tuttular.

O sırada Amerikan Büyükelçiliği’nin İnternet sitesinde bir hukuk müşavirinin, 2006 yılında ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde konuşlandığına, bu müşavirin, yerel savcı ve diğer kolluk personeli ile birlikte çalıştığına dair bir haber vardı.

Barış Terkoğlu, odatv’de yayınladığı haberde Amerikalı savcının 25-26 Ocak 2007’de, İstanbul’daki hakimevinde sekiz Türk kentinden özel yetkili cumhuriyet başsavcı vekilleri ile dört yargı temsilcisinden oluşan bir heyetle çalıştay düzenlediğini bildirdi.

Aydınlık’tan Mehmet Bozkurt ve Umut Albayrak, o savcının Susanne Hayden olduğunu açıkladı. Ergenekon soruşturmaları işte böyle bir ortamda başlatıldı! İçişleri Bakanlığı tarafından da ulusalcılığı suç olarak gösteren bir rapor yayınlandı.

***

Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2010 yılı Aralık ayında aniden ABD’ye gitti ve döndü. Ergin, Washington’da Amerikan Adalet Bakanı Eric Holder ile görüştü, Atlantic Council adlı düşünce ya da araştırma kurulusunda bir grupla bir araya geldi.

O sırada herhangi bir gazetede yazmayan gazeteci Yılmaz Polat, bana Washington’dan şu bilgiyi verdi:

“Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve beraberindeki sekiz hâkim ve savcı ABD Adalet Bakanlığı’nın davetlisi olarak önce Washington sonra da Colarado ve Arizona gibi bazı eyaletleri dolaşıyor, eyalet sistemini inceliyor. Bu eyaletler Meksikalıların, Güney Amerikalı nüfusun yaşadığı, yani azınlıkların yoğun olduğu, eyalet kanunları da ona göre düzenlenmiş yerler. Ayrıca, Arizona Meksika sınırında…

Bir haftalık gezinin masrafları da Amerikan Adalet Bakanlığı’ndan karşılanıyor.”

ABD’nin 27 Haziran 1995 tarihli resmi FBIS bülteninde, “ABD’nin eski Moritanya Büyükelçisi” unvanı kullanan David Adolph Korn’un Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler yayınlanmıştı.
O görüşmede, terör örgütünün başı Öcalan, “Biz Amerika’da olduğu gibi federal bir devlet, İspanya ve Almanya’da olduğu kadar da demokrasi istiyoruz. İsteğimiz, soykırıma son verilmesi ve bunun için ABD’nin aracılık yapmasıdır.” demişti.

***

Tabii AKP kurulmadan önce, 2 Temmuz 2001 tarihinde ABD’den gönderilen ve sonradan parti programı haline getirilen gizli belgede de “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir.” denilmişti.

***

Yukarıdaki özetlemeyi 29 Kasım 2018’de yapmıştım… Görüldüğü gibi AKP, kurulduğu günlerden hemen önce ABD tarafından eyalet sistemine göre formatlanmış durumdaydı. Öcalan ve PKK’yı 1984 öncesinde formatlayan ve bugünlere getiren de ABD idi ama bunun için devletin ilgili birimlerini kullandılar.

Hedeflerine ulaşabilmeleri için CHP’nin de formatlanması gerekiyordu; bunu da üst üste birkaç operasyonla yaptılar ama CHP tabanı, format kabul etmediği için şimdilik tedbirli davranıyorlar! CHP, bu sebeple İmralı’ya milletvekili gönderemedi. MHP, zaten devlet partisiydi… Devletin formatlanmasına ise 1952’den itibaren NATO üzerinden başlanmıştı…

***

“Öcalan ittifakı!”

27 Kasım 2025 ~ #ArslanBulut

Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen ucube sisteme geçilmeden önce Türkiye’de devlet geleneğine göre Başbakan ve Genelkurmay Başkanı, “haftalık olağan görüşmeler” için Çankaya Köşkü’ne çıkar ve Cumhurbaşkanı tarafından ayrı ayrı kabul edilirdi.

Tayyip Erdoğan döneminde bu geleneğe Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan ile haftalık olağan görüşmesi de eklendi. İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olarak göreve başladığı 2008 yazından bir süre sonra, Tayyip Erdoğan böyle bir geleneği başlattı! Bu haftalık görüşmeler yapılırken, TSK’yı çökertme operasyonları da bütün hızıyla sürdürülüyordu…

***

“Birinci çözüm süreci”nin sonuna doğru, bugünkü DEM’in yerine BDP eş başkanları da önceleri ayda bir sonra da neredeyse haftada bir İmralı Köşkü’ne çıkarma yaparak PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan ile görüşüyordu! Yani onlar da haftalık olağan görüşmelerini yapıyordu!

Öyle ki, Ankara milletvekili Özcan Yeniçeri, “Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile haftalık olağan görüşme yaparken, devlet de İmralı’daki caniyle rutin görüşmeler yapar hale gelmiştir” demişti…

İşte o görüşmeler BDP’nin özerklik esasına göre yönetmeye çalıştığı “Diyarbakır Hükümeti” adına BDP eş başkanları tarafından sürdürülüyordu!

Yalçın Bayer’in yayınladığı bir haber ve fotoğrafa göre “Diyarbakır Hükümeti” ifadesi, Türkiye’nin devlet olarak katıldığı Berlin Fuarı’nda bir bölüm adı olarak kullanılmıştı.

***

Günümüzde ise, Meclis’te kurulan bir “korsan komisyon” üzerinden Abdullah Öcalan, devletin muhatabı haline getirildi. CHP’yi de İmralı Köşkü’ne göndermeye çalıştılar ama CHP yönetimi ülke genelindeki tepkileri dikkate alarak, Öcalan ile görüşmeye kimseyi göndermedi.

İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Hainlerin abad değil, tarumar edildiği bir Türkiye’ye ihtiyaç vardır. Öfkemiz sözde kalmayacak, sözler amaçlara, amaçlar da gerçeklere dönüşecek. Bu devran er ya da geç dönecek!” dedi.

Dervişoğlu, “24 Kasım, uzun yıllardır hayaleti dolaşan habisliğin ete kemiğe büründüğü gündür. AKP–MHP–İmralı ittifakının da resmileştiği gündür 24 Kasım. Artık hiç kimse bana Cumhur İttifakı’ndan falan bahsetmesin. Bu ittifak, Abdullah Öcalan ittifakı olarak tarihe geçecek.

Kürtleri PKK’dan ayrıştırmaya çalışan devlet aklı gitmiş, Öcalan’ı Kürtlerin ulusal lideri yapmaya çalışan Devlet Bahçeli aklı gelmiştir.

Bir de ‘darağacına giderim’ diyorsun. Sen darağacına Türkiye Cumhuriyeti devletini çıkarıyorsun farkında mısın? Kulaklarınızda şu söz çınlasın: İhanetin zaman aşımı yoktur. İhanetin yaşı da yoktur zaman aşımı da yoktur.” diye konuştu.

***

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da Sözcü TV’de İpek Özbey’in programında süreci bütün ayrıntılarıyla anlattı. Özdağ, Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeyinde “eğitim birliği” uygulandığını, Öcalan ve DEM Parti’nin Kürtçe eğitim ile birlikte bu birliğe Türkiye’nin Güneydoğusunun da katmak istediğini söyledi ve böylece Türkiye’de bölünmenin sosyolojik alt yapısının hazırlandığını söyledi. Özdağ, bölgede “Müslüman bir İsrail devleti”nin alt yapısının oluşturulduğunu belirtti.

Özdağ, “Yani Türkiye’de bir devlet-millet kenetlenmesi yok da bu Öcalan’la görüşünce mi olacak? Milli birlik, Türk-Kürt-Arap diye milleti 3 etnik gruba bölerek mi sağlanacak? Bu sürece karşı çıkanların akılları yetmiyormuş diyor ya… Peki 1984’ten 2024’e kadar siz de karşı çıkmadınız mı kardeşim? 40 sene aklınız yetmiyor muydu, bu sene mi akıl baliğ oldunuz?” diye sordu.

***İçinde bulunduğumuz süreç, Nusret Paşa’nın “kahtı rical” tanımına uyuyor.
dergipark.org.tr’nin özetine göre “II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Devleti’nin hayatta kalma mücadelesi verdiği bir devredir. Bu dönemde başta padişah olmak üzere devlet adamları ve aydınlar devletin çöküşünü durdurmak için çeşitli çözüm yolları aramışlardır. II. Abdülhamid de onlardan düşüncelerini ‘lâyiha” şeklinde kendisine takdim edilmesini istemiştir. Hayatı hakkında çok detaylı bilgilere sahip olmadığımız Nusret Paşa, layihasında, devletin içerisinde bulunduğu sıkıntıların kaynağı olarak ‘kaht-ı rical’ yani devlet adamı kıtlığına bağlamıştır. Lakabı ‘Deli’ olan Nusret Paşa, devleti idare etmekte olan kişilerin yetersizliği ve kifayetsizliğini kahtı rical olarak tanımlamıştır.”

Bugün, Türkiye’nin yeteri kadar yetişmiş insanı vardır ve devleti, içine düştüğü durumdan çekip çıkaracaktır ama ne pahasına?

***

Öcalan, yine ‘Sevr Modeli’ istedi!
29 Kasım 2025 ~ #ArslanBulut

İmralı’ya giden komisyon üyelerinden DEM Partili Gülistan Koçyiğit, PKK’ya yakın Mezopotamya Ajansı’na konuştu ve Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmenin içeriği hakkında bilgi verdi. Oysa “Görüşmenin tutanakları 10 yıl boyunca kapalı tutulacak” deniliyordu! Yani Koçyiğit, içerik hakkında bilgi vererek 10 yılık yasağı bir ölçüde çiğnemiş oldu. Bu durumda, görüşme içeriğinin gizliliği, fiilen ortadan kalktı. Öyleyse, devletin ajansının da görüşme içeriğini yayınlaması gerekir! PKK bilecek ama Türk kamuoyu bilmeyecek; böyle garip bir uygulama olur mu?

***

Koçyiğit, “Suriye konusu görüşmenin ana eksenini oluşturuyordu. Suriye bağlamında da şunu çok açık ve net bir şekilde söyledi: ‘Bugün bir Şara yönetimi var. Eğer gerçekten demokratikleşme olmazsa en nihayetinde bu da bir diktatörlüğe gidecektir’ diye ifade etti. O anlamıyla olmazsa olmaz diye ifade ettiği en temel şeylerden birisinin yerel demokrasi olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.
Demokrasi, toplumun örgütlenmesi, komün, meclis, kendi sivil toplumunu oluşturması, Suriye bağlamında örneğin Bayırbucak Türkmenleri, Kürtler, Çerkez topluluklar için söylediği gibi herkesin kendi topluluğunu, komününü, meclisini, sivil toplumunu inşa etmesi ve bu şekilde de kendi öz varlığıyla sisteme katılması gerektiğine değindi. Cümle cümle değil ama kaba haliyle böyle ifade ettiğini söyleyebilirim.” dedi.

***

Gülistan Koçyiğit’in PKK ajansına yaptığı açıklamaya göre Öcalan’ın 2013’teki BDP heyetiyle görüşürken yaptığı açıklamalar ile son heyete yaptığı açıklamalar arasında temelde en küçük bir değişiklik yok!

Şöyle ki, konuyu 21 Ocak 2019’da “Suriye’nin kuzeyinde kurulan şeytan tuzağı” Yeniçağ’ın sürmanşetinden incelemiştim…

Abdullah Öcalan, İmralı’da, 3 Nisan 2013’te Barış ve Demokrasi Partisi’nden gelen heyetle konuşurken, “Yeni oluşacak Suriye’de, bizimkiler başat rol oynayacaklar. Orada özerk bölgeler olur, Kürtler, Aleviler hatta Araplar için de özerk bölgeler olacak gibi. İsviçre gibi özerk bölgeler.” demişti.

Nitekim bu yönetim modeli, PYD/YPG işgali altındaki bölgede uygulanmaya başlanmıştı.

Tayyip Erdoğan da, 8 Ocak 2019’da New York Times gazetesinde “Türkiye’nin Suriye’de barışı sağlamak için bir planı var” başlıklı bir makale yayınlamıştı.

Erdoğan, bu makalede Suriye modelini şöyle açıklamıştı:

“Türkiye’nin gözetiminde, şu anda YPG veya DEAŞ terör örgütlerinin kontrolünde olan Suriye toprakları, halk tarafından seçimle belirlenen yerel meclisler tarafından idare edilecektir.
Suriye’nin kuzeyinde, nüfusunun çoğunluğu Kürt olan yerlerde kurulacak yerel meclislerde Kürt toplumunun temsilcileri çoğunluğu oluşturacak; ancak diğer tüm kesimlerin adil bir şekilde siyasi temsil hakkından faydalanmaları sağlanacaktır.”

***

ABD derin devletine hizmet eden Uluslararası Kriz Grubu da 5 Eylül 2018’de “Suriye’nin Kuzey Doğusunu Stabilize Etme Anlaşması” başlıklı bir rapor yayınlamıştı. Raporda şöyle denilmişti:
“YPG/PYD’nin siyasi hedefleri, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği ‘demokratik konfederalizm’ kavramı etrafında şekilleniyor. Demokratik konfederalizm, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin devlet sınırları içinde Kürtlerin ve diğer dini ve etnik toplulukların haklarını güvence altına alabilecekleri araçları sağladıkları, savunma haklarını ve kapasitesini de içeren yüksek derecede yerel özyönetimin sağlandığı derin bir ademi merkeziyetçilik biçimi olarak anlaşılmaktadır. YPG/PYD de bunu savunuyor.”

***
Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı Mehmet Uçum ise 24 Ağustos 2015’te, Habertürk’ten Balçiçek İlter’e şöyle demişti:

“Yeni siyasal perspektif; ademi merkeziyetçi, yerelden temellenerek merkeze yükselen başkanlık ve ‘yerelden merkeze kadar örülen meclisler sistemi’ ile halk-devlet ilişkisini yeniden yapılandıran ve halkın devlet üzerindeki etkisini artıran, böylelikle üniter yapıyı da güçlendiren bir içeriğe sahiptir.”

***

Bu model, yeni değildir: Bizzat Atatürk, Nutuk’ta anlatıyor:

“Sevr’de, ‘Fırat’ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölge için İtilâf Devletleri temsilcilerinden kurulacak bir komisyon özerk bir yönetim şekli hazırlayacaktır.’ deniliyordu.

Lozan’da, elbette bu talepler söz konusu ettirilmemiştir.”

***

Lozan’da söz konusu bile ettirilmeyen özerk yönetim şekli, şimdi hem Irak, hem Suriye hem de Türkiye için söz konusu ediliyor! Hem de görünürde PKK tarafından!

PKK “Lozan öncesine dönülmeli”, Öcalan da “Lozan bitti’ derken “Fırat’ın doğusunda”, “özerk yönetim modeli” istiyor.

“Terörsüz Türkiye” denilen projenin esası da işte budur.

***

Süreçte karşılıklı suçlamalar!

01 Aralık 2025 ~ #ArslanBulut

Emekli general Nejat Eslen, “Türkiye’de ‘demokratikleşme’ kelimesi gerçek anlamından saptırılmıştır. Bu ülkede demokratikleşme kavramı; Fırat-Dicle havzasında PKK’yı egemen kılmanın yolunu açmak anlamında kullanılmaktadır.” diyor.

Eslen, PKK’lı Bese Hozat’ın “Af değil özgürlük yasaları istiyoruz” sözleri karşısında da “Sanki PKK savaşı kazanmış gibi tehdit ediyor” uyarısı yapıyor.

***

Terör örgütü PKK elebaşlarından Bese Hozat, “Biz, 2004 yılında ulus devlet paradigmasından vazgeçtik. 2005 yılında KCK sistemini, Demokratik Konfederasyon sistemini ilan ettik. Silahlı mücadele stratejisini bırakıp, demokratik siyaset stratejisini esas aldık” dedi ve sürecin ikinci evresinin “yasal düzenlemeler evresi” olduğunu belirterek şunları söyledi:

“PKK kadroları af istemiyor. Biz suç işlemedik; soykırım altındaki bir halkın varlık ve özgürlük mücadelesini verdik. Eğer özgürlük yasaları çıkar, demokratik siyasetin önü açılırsa; bu hareketin en tepesinden en yeni savaşçısına kadar herkes gider, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her yerinde demokratik inşa çalışması yürütür. Siyaset anlayışımız Ankara’ya sıkışmak değil, toplumu ahlaki ve politik temelde inşa etmektir.

Eğer Türk devleti adım atmaz, Kürt sorununu demokratik temelde çözmez, Kürtlerin varlığını ve kimliğini tanımazsa Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. Türkiye, varlığını ancak Kürt-Türk birliğini demokratik temelde sağlayarak koruyabilir. Devlet Bahçeli tehlikenin derinliğini görüyor ve kendince bir rota çizmeye çalışıyor. Ancak iktidar halen kararsız, bir çözüm programı ve politikası yok. Konjonktüre bakarak ‘bir şeyler buluruz’ yaklaşımı Türkiye’ye kaybettirir.” dedi.

Yaşar Güler, Hakan Fidan ve Ömer Çelik gibi isimlerin üslubunun “süreci zehirlediğini” öne süren Hozat, “Savaş karşıtlığı ve barış talebi Türkiye geneline yayılmalıdır. Eğer güçlü bir sahiplenme ve mücadele gelişirse süreç başarıya ulaşır, aksi takdirde tıkanma ve olumsuz sonuçlar doğabilir.” diye konuştu.

***

Tam da Bese Hozat’ın ifade ettiği noktalarda, Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için “Geçiş süreci ve fikri sabotajlar” başlıklı bir yorum yazdı.
Uçum, “Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci adım adım hedefe yaklaşıyor. Süreç, devletin anlaşılabilir bazı tercihleri hariç olabildiğince açık ve net ilerliyor ancak hep vurgulandığı gibi geçiş sürecine yönelik fikri sabotajlar da devam ediyor. Bu fikri sabotajlara karşı durmak, bunları etkisizleştirmek ve ön alıcı fikri tedbirler geliştirmek son derece önemlidir.

Dilde yapıcılık, herkesin sorumluluğunda olmakla birlikte en fazla dikkat etmesi gerekenlerin kim olduğu da bellidir. 27 Şubat 2025 açıklaması, münfesih terör örgütünün tüm unsurları bakımdan tek bağlayıcı metindir. Bu metindeki temel perspektifin dışına çıkan yaklaşımlar ve söylemler, hiç kimseye fayda sağlamaz. Tam tersine sürece zarar verir. Sürece zarar vermenin sorumluluğunu hiç kimse istemeyeceğine göre dilde de buna uygun davranmak gerekir. Bazı tespitler yapmak gerekirse öncelikle ayrılıkçılık dili üzerinden sürece fikri sabotaj yapılmasına asla izin verilmemelidir. Demokratik siyaseti bölgecilik üzerinden istismar çabalarına set çekilmelidir.” dedi.

Uçum’un bu sözlerle, DEM Parti ve PKK çevrelerini uyardığı anlaşılıyor. Zira ayrılıkçılık ve bölgecilik yapan onlar…

Öyle ki, “Türkiye’nin demokrasisini ülke, millet, halk ve toplum esaslı ilerletme perspektifini benimseyen yaklaşımlara rağmen ayrılıkçı kimlik siyasetleri ve bölücülük içeren bölge esaslı siyasetler üretme çabaları da kabul edilemez.” diyor.

***

Açıkça görüldüğü gibi, PKK’lılar, Türkiye’nin her köşesinde siyasete aktif olarak katılmak istiyor. Bekledikleri gibi “Eğer özgürlük yasaları çıkar, demokratik siyasetin önü açılırsa” ve bu durum, PKK’nın “en tepesinden en yeni savaşçısına”, yani en yeni teröristine kadar hepsine Türkiye’nin her köşesinde siyaset yolu açılırsa, Türkiye bunu kaldıramaz. Türk Milleti böyle bir durumu kabul etmez! Dolayısıyla huzursuzluk bütün yurt geneline yayılmış olur. Sürecin sahipleri de meydana gelecek kaosun altında kalır.

ÖNCESİ SONRASI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.