17. yüzyılda yani 1600’lü yıllarda Esnaftan bir zat kazandığı paranın bir kısmını “sanki yedim” diyerek kenara koymuş.
Kim bu zat?
Bilmiyoruz. İki tane isim geçiyor. Keçecizade Hayreddin Efendi ve Adanalı Şakir Efendi.
Hangisiyse…
Yıllarca (20 yıl diyenler var) az harcayarak, tasarruf ederek para biriktirmiş, biriktirdiği parayla Fatih’in ara sokaklarında bir cami inşa etmiş.
Cami İstanbul’un yangınlarından birinde yanmış. Sonraları 1959’da yerine betondan bir cami yapılmış.
(Biz beton çağına girdiğimiz için daha çok betondan camiler inşa edebiliyoruz.)
Mimari bir değeri yok ama hikayesi selatin camilerin hikayesinden daha güzel.
***
Hikayesi güzel olan camilerden biri de Topkapı sur dışındaki
TAKKECİ İBRAHİM AĞA CAMİİ.
İbrahim Ağa geçimini takke imalatından kazanıyor. Bir cami inşa etmeyi çok istiyor ama parası yok.
Birkaç kez rüyasına bir adam giriyor. “Bağdat’a git, filan yerdeki asmada birkaç üzüm kısmetin var, onu ye, gel.”
İbrahim Ağa üşenmiyor, aylar sürecek seyahati göze alarak Bağdat’a gidiyor. Rüyasında gördüğü adamın tarif ettiği yere varıyor, bir aşçı dükkanının peykesine oturuyor. Asmayı da buluyor, birkaç üzüm alıp yiyor.
Bir ihtiyar İbrahim Ağa’ya yaklaşıyor. Selam kelamdan sonra Bağdat’a ne maslahat için geldiğini soruyor. İbrahim Ağa rüyasını anlatıyor. Kısmeti olan üzümü yemek için Bağdat’a geldiğini söylüyor.
İhtiyar İbrahim Ağa’nın birkaç üzüm tanesi için Bağdat’a kadar gelmesini yadırgıyor.
“Benim rüyama da biri giriyor” diyor ihtiyar. “Bana diyor ki İstanbul’da Topkapı’da Takkeci İbrahim’in odunluğunun altında üç küp altın var. Git, al. Ben gitmiyorum. Sen üç tane üzüm için gelmişsin.”
Tahmin edileceği gibi, İbrahim Ağa İstanbul’a dönüp odunluğunun altındaki altınları buluyor ve
Takkeci İbrahim Ağa Camii’ni yaptırıyor.
Hikâye gerçek olmasa bile güzel.
Cami de güzel.
(YUSUF ZİYA CÖMERT, karar gazetesi, Niçin cami yapıyorlar?, 17 Ekim 2025)


