Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SİMİDİ-İ HALKA…

featured

 

Simit, Arapça “Samīd” (ince bulgur veya irmik) sözcüğünden alıntıdır…

Arapça sözcük Aramice Süryanice samīdā “un” sözcüğünden alıntıdır.   Bu sözcük Akatça aynı anlama gelen samīdu sözcüğünden alıntıdır.

Akatça sözcük Akatça samādu (öğütmek) fiilinden türetilmiş…

 

Geçmişi Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar dayanan simit, 13. ya da 14. yüzyılda yazılı olan Hekim Bereket’in Türkçe el yazması tıp kitabı “Tuḥfe-i Mübārizī” adlı eserinin son kısmındaki Tabiat Name’de, 15. yy hekimlerinden biri kabul edilen Muhammed bin Mahmud Şirvani’nin “Kitabü’t-Tabih” isimli eserinde ve 17. yüzyıl gezgini Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eserinde, yemek çeşitlerinden bahsedilirken simitten bahsetmektedirler.

Ayrıca Evliya Çelebi 1630’lu yıllarda İstanbul’da simit satan 70 işletmenin olduğunu da kitabında yazmıştır…

 

Simitten bahseden en eski arşivsel kaynak simidin (Istanbul’da) 1500’lü yıllardan beri tüketildiği yazmaktadır. Üsküdar’daki Şer’iyye Sicili’ne göre 1593’te “has undan yapılmış halka biçimindeki bir çeşit ekmek” (Simidi-i Halka) olarak adlandırılan simidin ağırlığı ve fiyatı tarihte ilk kez Osmanlı döneminde standarda bağlanmıştır.

Hatta renginde, 22 ayar Osmanlı altını rengi olması koşulu aranırmış…

 

Bir rivayette, kervanlarda yolculuk yapanların atıştırmalık olarak yanlarına aldıkları simitleri,

yol boyunca karşılaştıkları kişilere “Simiti’den” aldıklarını söyledikleri için, bu halka şeklindeki yiyeceğin adı simit olarak kalmış.

Tarihte bilinen gerçeklerden biri de, Osmanlı padişahlarının ramazan döneminde verdikleri iftar yemeğinden sonra yolda saf tutan askerlere simit hediye etmeleridir.

 

Tarihimizde simit, padişah hediyesi olacak kadar değerli bir besin olmuştur.

Bir anlamda da saraylıdır.

Yeniçerilerin bir kolu olan Sekban sınıfındaki fırınlarda çalışan kişiler simitçi olarak adlandırılmaktaydı, ayrıca sarayda özel simitçi ustası olarak çalışan kişiler bulunurmuş.

O dönemde Sarayda un depolarına (Simithane) Padişah Fırınına ise (Simit fırını) denilmiş…

 

  1. yüzyılın başlarında Avrupalı Ressamlar eserlerinde simit ve simitçilere sıkça yer vermişlerdir.

Abdülmecit devri İstanbul’unu anlatan yağlı boya tablolarda ve gravürlerinde simit ve simitçiler bulunmaktadır…

Bunlardan bazıları Warvick Goble, Fausto Zonaro ve Jean Brindesi gibi ünlü ressamların, İstanbul’daki günlük yaşamı resmettiği (Constinapolis sokak satıcıları) adlı eserlerinde sıkça görülmektedir…

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun genelinde zamanla popüler bir yiyecek olan simit ve çeşitleri için 1761 yılına gelindiğinde; börekçiler, ekmekçiler ve simitçiler arasında olan rekabet yüzünden İstanbul kadısı “simitçiler ekmek üretemez” hükmünü koymuştur.

Bunun etkisiylede günümüze kadar gelen simit fırınları işletilmiş.

1910 tarihinde simitçiler ilk defa toplanarak dernek kurmuş ve “Ekmekçiler ve Börekçiler” adlı cemiyetin içinde olmuşlardır.

 

Tarihimizde simit için verilen boşluk sadece 2. Dünya Savaşı’nda olmuştur.

Çünkü bu dönemde un az olduğundan, simit yapımı Devlet tarafından yasaklanmış.

 

Türkiye dışında hiçbir ülkede üretilmeyen, susam, un, maya ve pekmezden oluşun simidin Üç türü vardır.

‘Taban simidi’

(tıpkı ekmek gibi taş fırına kürekle atılır.),

‘Tava simidi’

(Tavanın içinde pişirilir.),

‘Kazan simidi’

(Az susamlıdır ve parlak görünüşlüdür.)

 

Simidin şehirden şehire değişen renk ve lezzet farkının sebebi ise “Pekmezleme” adı verilen aşamanın farklı uygulanmasından kaynaklıdır. Pekmezleme işlemi İstanbul’da ‘soğuk’, Ankara, İzmir, Bursa ve pek çok diğer yörede ise ‘sıcak’ olarak yapılır. Sıcak pekmezlemenin özelliği ise Pekmez ve su yaklaşık 1/1 oranında karıştırılır. Halka haline getirilip bağlanmış olan simitler önce bu kaynar pekmezli su içinde bir müddet ön pişirmeye tabi tutulur ve hemen ardından susama bulanıp fırına sürülür.

 

Derleyen:

Sinan Acartürk

 

Simitgen,

Etimolojiturkce, turkeyforzenfoodsgroup

Görsel:

Fausto Zonaro, Simitçi, 19.yy., özel koleksiyon. (Artuklu Sanat ve Beşeri Bilimler Dergisi Araştırma Makalesi,

Dr. Hülya Kalyoncu)

SİMİDİ-İ HALKA…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Medyazar
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.