
ANEKTODLAR -1
ALİYA İZZETBEGOVİÇ
Bilge kral Aliya İzzetbegoviç, Bosna’da savaş sırasında, uluslararası savaş muhabirleri randevularına gelmediğinde; sebebini sorar.
O gün Saraybosna yoğun bir saldırı altında olduğu için, muhabirler çıkamamışlardır.
‘Bunlar nasıl savaş muhabiri?’ sorusunu sormadan edemez.
‘O ki onlar bize gelmiyor, biz onlara gidelim’ der.
Korumasının ısrarına rağmen, makam arabasına binmez.
Başkanlık sarayından otele kadar birkaç kilometrelik bulvarda yürümeye başlar. Silah seslerinden gayri her şeyin sükût ettiği o yürüyüşe, sokağın bir kenarında saklanmaya çalışan bir kadının sesi katılır: ‘Aliya korkmuyor musun?’
Aliya o kadına verdiği şu cevapla tarihe geçer: “Korkuyorum! İnsanım ben. Fakat beni yürüten şeyler, korkularımdan büyük.”
(Yaşar Sungu, Yeni Şafak Gazetesi, “Dünya zengin ve güçlüler için de güvenli bir yer değil ” başlıklı yazısından, 18 Haziran 2025)
***
SAİT FAİK
Bir gün Aşık Veysel ve Yaşar Kemal İstiklal Caddesinde kol kola yürüyorlar.
Yanlarından Sait Faik geçiyor.
Sonra Sait Faik, Çiçek Pasajı’na gidip ” Biraz önce çok acayip bir şey gördüm” diyor
”İki adam tek gözle yürüyordu”
Yaşar Abi bu olaya çok gülerdi!
Zülfü Livaneli
Dünya Gözüme Kaçtı
***
Vehbi Koç’tan “3 Anektod”..
1*Meşhur kolonyacı Eyüp Sabri Tuncer, iflasın eşiğinde olduğunu söyleyerek, Vehbi Koç’tan borç ister…
Vehbi Koç, “Altı ay dayanabilir misin?” diye sorar…
“Dayanırım” der Eyüp Sabri…
Öyleyse dinle der Vehbi Koç :
“Sana borç vermeyeceğim. Ama bedava akıl vereceğim. Bana hediye getirdiğin şu kolonya şişesinin deliği çok küçük. Hemen imal ettiğin ve piyasaya sürmediğin kolonya şişelerinin deliklerini büyüt sürümü artır”..
Satışları hızla artan Eyüp Sabri bir kaç ay içinde iflastan kurtulur…
2*Vehbi Koç ve Oğlu Rahmi Koç aynı lokantada yemek yerlermiş…
Rahmi Koç garsonlara bol bahşiş verirken, Vehbi Koç adeta bahşişin suyunu sıkarmış…
Neşeli bir anında, garsonlardan birisi bunun nedenini sormuş…
Evladım demiş ; Rahmi Bey tabii ki benden fazla bahşiş verir onun babası Vehbi Koç… Benim babam ise bakkal Mustafa Efendi…
3*Vehbi Koç önceki senelerdeki gibi, yazlık evine taşınırken, diğer bir kaç kişisel eşyaları ile beraber kışlık evdeki buzdolabı da taşınmaktadır…
Bunu duyan yeni atanmış Genel Müdür Cengiz Solakoğlu, buzdolabının taşınmasını engeller ve yazlık eve hemen yeni bir buzdolabı gönderir…
Bunu duyan Vehbi Koç çok kızar ve telefon açarak “Sen kendi işine baksana, benim tarzıma niçin karışıyorsun?” diye çıkışır…
Solakoğlu ; “Efendim, kışlık evinizdeki buzdolabını yazlığa taşıdığınız duyulursa biz bundan sonra yazlıkçılara nasıl buzdolabı satarız?” deyince,
Vehbi Koç gülerek telefonu kapatır ve meşhur sözünü söyler :
“İyi eleman seç, iyi para ver…
Çünkü kötü eleman sana pahalıya mal olur…
***
SIĞIRTMAÇ MUSTAFA
Atatürk tarafından 1929 yılında himaye altına alınıp okutulan Yalova’lı Sığırtmaç Mustafa, Mustafa Kemal Atatürk’le karşılaşmasını bir gazeteciye şöyle anlatmıştı:
“O zaman daha sekiz yaşında idim. 1929 yılının yaz ayları içinde (16 Eylül) bir gündü… Sığırları otlata otlata çiftliğe geliyordum. Derken, uzakta yirmi kadar atlı belirdi… En öndeki atlı bana doğru geliyordu. Yaklaşınca atından indi; çiftliğe nereden gidildiğini soruyordu. Elimle işaret ettim:
– “Siz, yanlış yoldan gelmişsiniz… Çiftliğin yolu, şuradadır!”
Bu atlı, benden adımı öğrenmek istedi:
– “Mustafa!” diye cevap verince gülümsedi:
– “Benim de adım Mustafa… Demek adaşız!”
Sonra birdenbire:
– “Gazi’yi tanır mısın?” diye sordu.
– “Tanımam!” dedim.
– “Onu sever misin?”
– “Severim!”
– “Niçin seversin?”
– “Paşa olduğu için severim!” Tekrar gülmeye başladı.
Ben, cılız, çelimsiz, hasta bir çocuktum.”Bu adam, benimle eğleniyor galiba…” dedim. Fakat O, sorgularının arkasını kesmiyordu; bir aralık sordu:
– “Sen, ne iş görürsün?”
– “İşte şu gördüğün sığırları güderim!”
– “Ne kazanırsın?”
– “Ayda üç lira…”
– “Peki, söyle bana, ayda üç lira, senede kaç lira eder?..” Kendisinin ve yanındakilerin yardımıyla, ayda üç liranın bir senede ne ettiğini hesaplayarak cevap verdim:
– “Otuz altı lira eder!”
– “Sana bu otuz altı lirayı versem, ne yaparsın?”
– “Hiç!…Almam ki…”
– “Neden almıyorsun?”
– “Otuz altı lira çok para…” Sonra biraz düşünerek ekledim:
– “Neden aldın? diye sorarlar… “Tanımadığım yolcu, tekrar gülümseyerek:
– “Aferin oğlum, dedi, böyle olmalı… ” “Fakat, bu parayı yol gösterdiğin için veriyorum sana! Kimse bir şey demez!”
Hâlâ benimle alay edildiğini sanıyordum. Otuz altı lirayı kabul etmeye bir şartla razı oldum. Yolda yemek için getirdiğim yarım okka kadar ceviz vardı:
– “Bu cevizleri alırsan, ben de senin paranı alırım!” dedim. O, bana bir avuç para verdi, ben ona bir avuç ceviz verdim. Böylece ödeşmiş olduk. Ayrılacağı sırada, tekrar adımı sordu:
– “Mustafa, dedim.”
– “Benimki de Mustafa, ama, dedi, yanında “Kemal”i var. Mustafa ile Kemal, bir araya gelirse ne olur?.”
Küçük kafamın içi, birdenbire karıştı. İlk defa olarak kendime:
– “Sakın, dedim, bu atlı; Mustafa Kemal Paşa olmasın?…” Sonra etrafındakilerin ona karşı gösterdikleri saygılı hareketleri hatırlayarak; kararımı verdim:
– “Odur!…Odur!…Gazi Paşadır!” Ama, kendisine onu tanıdığımı belli etmedim. Giderken sordu:
– “Beni, başka bir yerde görsen tanır mısın?..”Başımı salladım:
– “Tanımaz mıyım ya… Sen Gazi Mustafa Kemal Paşasın!” Hayvanlarını dörtnala sürüp gittiler.
Ben de sığırlarımı alarak çiftliğe döndüm. Ertesi gün(16 Eylül) kaplıcalara çağırdılar. Kapıdan içeri girince, hiç şaşalamadım. Hemen gidip elini öptüm:
– “Mustafa… dedi, seni çiftliğime kâhya yapacağım! İster misin?..”
Sordum:
– “Kâhya ne demek?”
– “Çobanların en büyüğü odur!” Cevap vermedim. O tekrar sordu:
– “Kâhyalık işi için ayda dört lira versem yetişir mi?”
– “Siz bilirsiniz!” dedim. Gülümsedi.
– “Hayır, Mustafa… Seni kâhya yapmayacağım, mektebe göndereceğim. Orada okuyup yazma öğreneceksin!”
Sevindim:
– “Mektebe gönderiniz!…Bu, daha iyi …” dedim. Aradan yirmi dört saat geçmeden kendimi Şişli’deki Himaye-i Etfal (Çocuk) Hastahanesinde bulmuştum. Bana, orada çok güzel bakıyorlardı. Dört ay içinde tanınmayacak kadar değiştim. Yüzümün sarılığı kayboldu, iştahım geldi.
Bir gece yarısı hiç unutmam, hastahaneye gelmişti (21/22 Eylül). Doğruca benim yattığım odaya girdi. Onu görünce şaşırmıştım. Ayağa kalkmak istedim. Atatürk eli ile engel oldu:
– “Sen ayağa kalkmayı bırak da, buradan nasıl çıkacağını düşün!” diye gülümsedi. Sonra:
– “Hani, dedi, seninle pazarlığa girişmiştik, dört lira aylığa razı olmuştun! Şimdi ver bakalım hastahane paralarını..” Küçüktüm, sığırtmaçtım. Ama, şaka ettiğini anlamıştım:
– “Sen koskoca Gazi Paşasın. Elbette hastahane parasını da verirsin!” dedim.
Hastahaneden çıktıktan sonra Atatürk, beni gene aratarak, Beşiktaş’ta 19’uncu İlk Mektebe yazdırdı. Beşiktaş’daki okula bir yıl kadar devam ettikten sonra Atatürk, beni Maçka’daki Fevziye Lisesine yazdırdı. Lisenin dokuzuncu sınıfında iken, imtihan vererek Kuleli Askerî Lisesine geçtim.”
Not:
Sığırtmaç Mustafa (Demir) 1941 yılında subay olmuş, 1960 yılının Kasım’ında sağlık gerekçesiyle emekli olup Yalova’ya yerleşmiştir. Yalova’da emeklilik yaşamını sürdürmekte iken 15 Ocak 1987 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
***
Vehbi Koç’tan “3 Anektod”..
1*Meşhur kolonyacı Eyüp Sabri Tuncer, iflasın eşiğinde olduğunu söyleyerek, Vehbi Koç’tan borç ister…
Vehbi Koç, “Altı ay dayanabilir misin?” diye sorar…
“Dayanırım” der Eyüp Sabri…
Öyleyse dinle der Vehbi Koç :
“Sana borç vermeyeceğim. Ama bedava akıl vereceğim. Bana hediye getirdiğin şu kolonya şişesinin deliği çok küçük. Hemen imal ettiğin ve piyasaya sürmediğin kolonya şişelerinin deliklerini büyüt sürümü artır….
Detay https://www.haberyhk.site/
***
İSMET İNÖNÜ
Lozan görüşmeleri sıradında İSMET İNÖNÜ’yü aşağılamak amacıyla küçük bir koltuğa oturtmak isterler. İNÖNÜ, koltuğun neden küçük olduğunu sorar onlarda koltuk bittiği için size bu kaldı derler. İnönü etrafındakilere dönerek; siz yeni bir koltuk bulunca haber verin ben yine gelirim diyerek görüşmeleri terk eder.
***
