Yazan: Ebuzziya Tevfik.
Günümüz Türkçesine aktaran: Bekir Turgut
Osmanlı gazeteleri Amerika ile ilgili siyasî meselelerden söz ederken sık sık “Monroe Kanunu gereğince bu mesele Amerikalılara aittir” ya da “Monroe Kanunu Avrupalıların müdahalesini yasaklar” gibi muğlak ifadeler kullanmaktadır. Oysa Monroe’nun kim olduğu, bu ilkenin ne anlama geldiği, bir kanun mu yoksa siyasî bir kaide mi olduğu, ne zaman ve kim tarafından ortaya konduğu çoğu zaman açıklanmamaktadır. Başka gazetelerden nakil yoluyla yazıldığı anlaşılan bu tür ifadeler, okuyucuyu aydınlatmak yerine belirsizlik yaratmaktadır. Hâlbuki basının görevi, bir meselenin dayandığı esasları da izah etmektir.
James Monroe, Amerika Birleşik Devletleri’nin beşinci başkanıdır. 1759’da Virginia’da doğmuş, genç yaşta askerlik yapmış, ardından hukuk ve siyaset alanında yükselmiştir. Kongre üyeliği, senatörlük, Paris ve Londra büyükelçilikleri, Virginia valiliği gibi görevlerde bulunmuş; özellikle Louisiana’nın Fransa’dan satın alınması sürecinde önemli rol oynamıştır.
2 Aralık 1823’te, İspanya’nın Amerika’daki sömürgelerinin bağımsızlık kazandığı bir dönemde, Başkan Monroe Kongre’ye sunduğu bildiride şu esasları dile getirmiştir:
Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletlerinin iç işlerine karışmamayı; meşru hükümetleri tanımayı ve onlarla dostane ilişkiler sürdürmeyi prensip edinmiştir. Ancak Avrupa devletlerinin kendi siyasî hedeflerini Amerika kıtasında —kuzeyde ya da güneyde— uygulamaya kalkışmaları, Birleşik Devletlerce kayıtsızlıkla karşılanamaz. Bu nedenle Amerika’nın politikası, Amerika devletlerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara karışmamak, fakat Avrupa devletlerinin de bu kıtada benzer şekilde tarafsız kalmasını beklemek şeklindedir.
Bu kaidenin özü şudur:
Avrupa devletleri, başka kıtalarda uyguladıkları sömürgeci yönetim biçimlerini Amerika kıtasındaki milletler üzerinde uygulama hakkına sahip değildir. Amerika milletleri de Avrupa milletleri gibi bağımsızlık ve egemenlik hakkına sahiptir. Avrupa devletleriyle Amerika’daki bağımsız hükümetler arasında ortaya çıkan sınır ihtilafları, ancak milletlerarası hukuka göre çözülebilir. Bir kıtanın ilk keşfedicisinin mülkiyet hakkı iddiası, Amerika kıtasında artık geçerli değildir; bu tür haklar ancak savaş veya barış yoluyla kazanılabilir.
Ebuzziya Tevfik; MECMUA-i Ebuzziya: Makale: Monroe Kaide- i Esası. Cilt 4. Sayı 71. İstanbul 1315. s.107.
Monroe Doktrini: Güçlünün Hukuk Maskesi
Donald Trump Venezuela hamlesini savunurken Monroe Doktrini’ni hatırlattı. İki asırlık bir metin, bir kez daha güncel bir müdahalenin arkasına saklanıyor. Oysa baştan söyleyelim: Monroe Doktrini hukuk değildir. Hiçbir zaman da olmadı.
1823’te dile getirilen bu ilke bir antlaşma değil, bağlayıcı bir kural değil, uluslararası hukukun kaynağı hiç değildir. Ebüzziya Tevfik’in deyimiyle yalnızca bir “kaide-i esasiye”dir; yani gücü olanın koyduğu, gücü varken geçerli olan bir siyaset beyanı. Venezuela’da yapılan da tam olarak budur: hukuk işletilmiyor, güç hatırlatılıyor.
Bugün Monroe Doktrini “Avrupa karışmasın” diyen savunmacı hâliyle değil, “Başkası hiç karışmasın, ben karışırım” diyen saldırgan yüzüyle sahnededir. Rusya ve Çin’in Karakas’la ilişkileri gayrimeşru sayılırken, Washington’ın baskıları “istikrar” diye sunulmaktadır. Bunun adı hukuk değil, açık bir arka bahçe siyasetidir.
Bu dil tanıdıktır. Rusya Ukrayna’ya “yakın çevrem” der. Çin Tayvan’a “iç meselem” der. Hepsi aynı şeyi söyler: “Burası benim.”
Osmanlı’nın denge siyaseti ise tam tersini öğretir: Gücün yetmediği yerde iddia değil, akıl gerekir. Monroe hükmetme dilidir; denge ise hayatta kalma aklı. Bugün Venezuela’da meşru olan hukuk değil, yalnızca güçtür.
Bekir Turgut/ Ankara


