Eyy! Payitaht-ı sabıkanın sakinleri…
İSTANBULLU’NUN PARASINI KİM YER
İstanbul’a günde en az 20-25 milyon kilo her nevi gıda maddesi, 30-40 milyon litre içme suyu ve 50-60 milyon litre akaryakıt geliyor. Ayrıca on binlerce ton her çeşit ham, yarı mamul ve mamul madde geliyor ki üretim durmasın, çarklar dönsün, ihracat yapılsın, vergi alınsın. Kömür ve inşaat kumundan en lüks mallara kadar her şey. Tüm bunlar bir gün gelmese bile fiyatlar fırlıyor. Üç gün gelmese kriz olur, beş gün gelmese şehir batar. Bu demektir ki şehre her gün yaklaşık on beş tonluk on bin kamyon ve tanker, artı gemiler, trenler ve uçaklarla emtia ulaşıyor. Şehre ulaşan her kilo meyve sebze hallerde kimlerin elinden geçiyor ve her gün korkunç meblağlar bu ticareti kontrol edenlerin elinde birikiyor ve kimlere aktarılıyor. Merak eden gitsin, hallere kim hakim, fiyatlar nasıl oluşuyor, büyük servetler kimlere gidiyor, hangi siyasetlere aktarılıyor bir incelesin. Bunu öğrenirlerse tir tir titreyeceklerine eminim.
…..
Eyy İstanbullu,
Yediğin her elmanın yarısı, içtiğin her bardak suyun büyük bir yudumu asla istemeyeceğin yerlere gidiyor. Büyük kısmı sana kötü siyaset olarak geri dönüyor. Buradaki sorun ücret, geçim meselesiyle filan mukayese edilemeyecek kadar büyük. Çalışanların ücret meselesine takılmasını elbet anlıyoruz ama ne verirlerse versinler bu cehennem çukurunda elinden kayıp gidecek. Öte yandan nüfusun birkaç milyonu sisteme ayak uyduruyor. Hepsi kazık yiyor ama başta müteahhitler, yüksek maaşlı yönetici ve uzmanlar, büyük mülk sahipleri, iyi kazanan işletmeler ve atölyeler, mali kurumlar, bayiler, acenteler, turizm ve reklam sektörü, basındaki ayrıcalıklı kesim, sağlık sektörünün bir kısmı, inşaatçılar, özel okulların sahipleri vs. Aileleriyle birlikte en az bir buçuk iki milyon kişi bu sistemde kazanıyor. Belki bir o kadar da orta halli ama giderek sıkıntısı artan kesim var. Bunların sayısını sokaklardaki lüks otomobillerden bile anlamak mümkün. Geri kalan on iki milyondan fazla nüfusun canı çıksın. Tuzu kuru olanlar “onların da bu dünyadaki görevi budur” diyorlar. Çocuklarına basamak atlatmak isteyenler evlerini satıp fahiş fiyatlı özel okullarda okutuyor, sonra çocuk çekip gidiyor, onlar çıksın diye ebeveynler batıyor. Dünya aşırı naifler ve kalleşlerle dolu.
…..
Halihazırda bu dehşet verici sistemi değiştirebilecek hiç bir siyaset yok. Niyet ifade edenler de nasıl yapacağını, sırasıyla hangi adımları atacağını bilemez, duruma teslim olur. Zaten, bugüne kadar mega kentlerde nasıl siyaset yapılabileceğini tartışmaya kalkan bile olmadı. Sonra da çıkıp “umudumuzu kırma” diyorlar. Kargalar bile güler böyle umuda. Kimden ne bekliyorsun. Bu sistemin parçası olanları kurtarıcı olarak görmekten vazgeçmeyenlerin umudu filan olamaz, sadece figüranlık yaparlar, boş boş konuşup dururlar. Umudunuzu yesinler. Görünenin arkasında çok güçlü tabakalar var. Mali sistem var, işbirlikçiler var, mafyalar var, her alanda görünmez ağlarla kamu yönetimine ve siyasete bağlanmış gruplar var. Bunlar yokmuş gibi yapan siyasetçilerin peşine takılanlar kurda kuşa yem olmaya mahkum. Dünyaya bakışı değiştirmek geçen asırların sosyal teorilerine sarılmakla olmaz. Kafaları değiştirecek cesareti olmayanlara artık ne acıyorum, ne de kızıyorum.
İSTANBULLU’NUN PARASINI KİM YER

0
Paylaş

